yusuf atılgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yusuf atılgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2017 Pazar

Lights, Camera, Action (Pazar 6'lısı)

Bir pazar altılısı yazısından herkese selamlar. Bu hafta yine çok güzel bir tema bulmuş sevgili esseve rin, yönetmen oluyoruz :). Gerçekte olamadık bu hafta oluyoruz :). Hayal olması şu yönden güzel istediğin castı oluşturuyorsun kimse yok demiyor. Ohhh keyfine göre :). Biraz zorlandım seçerken çünkü okuduğun her kitap film olamıyor ben de son okuduklarıma bir göz gezdirip seçmeye çalıştım kolay olsun diye :). Yine de altıya tamamlayamadım ama olsun :). Bakalım nasıl bulacaksınız :).




1. Oğullar ve Rencide Ruhlar - Alper Canıgüz

Şimdi burada baş karakterimiz beş yaşında. Ben bir seçme düzenler 6-7 yaşlarında küçük gösteren bitirim çocuklardan birini seçerdim :). Aklıma direkt bir isim gelmiyor :). Baba rolünü Nadir Sarıbacak anne rolünü de Tülin Özen oynasın :). Ben zaten bir Onur Ünlü - Alper Canıgüz iş birliği bekliyorum ama kısmet banaymış hahaha :):).

2. Canistan - Yusuf Atılgan

Aslında bu kitabı filme çekse çekse Yılmaz Güney çeker, güzel de çekerdi hani. Ben Güney filmlerini beğenirim ama aşırı bir hayranlığım yok lakin bu kitabı senaryolaştırıp filme alan kendisi olsaydı ortaya güzel bir iş çıkardı gibi geldi :). Ben çeksem kimi seçerdim bir düşünelim; Tokuç Ali karakterini Özgürcan Çevik, Selim karakterini Nejat İşler, Selim'in karısını da Şebnem Hassaisoughi oynasın. Selimin arkadaşlarından biri Murat Cemcir diğeri de Serkan Keskin olsun. Ağa rollerini de; Haluk Bilginer, Uğur Yücel gibi az ve öz görünen büyük isimler oynasın :).  Ohhh onlar da diyordu zaten Makine film çekse de hemen koşup gelsek :).

3. Tek Kanatlı Bir Kuş - Yaşar Kemal

Bu filmi kara komedi olarak çeker, güzel orijinal mizahi bir müzikle besler ve minimalist bir tutumla izleyiciye sunardım :). Bu film için de sevgili Kesal çiftini başrole koyar, ortaya zamanında değeri bilinmemiş ama otuz yıl sonra bir şekilde öncü bir film olarak kayıtlara geçen ölümümden sonra ah vah edilen bir iş çıkarırdım ortaya hahaha :). Ben çekerim değerini bilememek onların kabahati :).

4. İmkansızın Şarkısı - Haruki Murakami

Hep yerli film yaptık biraz yabancı seçelim. Murakami'nin bu kitabının zaten filmini kesin görürüz. Baş karakter olarak ben eski Örümcek Adam Andrew Garfield'ı koyar yanına da ilk aşkı olarak The Handmaiden'da tanıdığımız Kim Tae-ri'yi koyar, yeni kız arkadaş olarak da Jennifer Lawrence'ı yerleştirirdim. Ukala, bilgiç arkadaş rolünü Nicholas Hoult'a onun umutsuz aşığı rolünü de Mia Wasikowska'ya oynatır ortaya gençlerin bağımlısı olacağı La La Land etkisi verecek bir film çıkarır, paramı kazanır daha çok sanat filmi yaparım :). Gişe filmi diye kötü sanılmasın yine güzel bir iş çıkardı :).

Ayyyhh çok zormuş benden bu kadar, gerisini sonra düşünürüm gayri. Daha kısa film çekememişim bir gişe üç festival filmi çektim şu yazıda.  Ne zormuş aman aman. Az ve öz film yapmak önemli :). Gerçekleri de olur umarım. Bu yazımda özellikle adını andığım sevgili Kesal, Ceylan ve Demirkubuz çiftleri beni filmlerinizde çaycı olarak bile işe alabilirsiniz, maksat tecrübe <3. Buradan sesleneyim, okumazlar ama olsun benim mesajım evrene :). Görüşmek üzere :). Sanatla kalın <3.
Devamını Oku »

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Atıştırmalık #25 (Lars & The Real Girl, Canistan, Stranger Than Paradise)

Merhabalar. Bu aralar hiçbir şey izleyip okuyamıyorum yoğunluktan bunlar da eski izlediklerim zaten. Bari daha da eskimeden yazayım :). Yazmadıklarım da var, laf aramızda onları çok beğenmedim zaten :). Bu iki film bir kitabı sevdim. Özellikle son filmi çok sevdim. Bir de çok sevdiğim Kara Kule serisinin filmi çıkmış sonunda ama gidebilir miyim bilmiyorum :). Siz gidin bakalım nasıl bulacaksınız. Kitap serisi çok güzeldir :). Okumadıysanız öneririm. Şimdi gelelim son atıştırmalıklarıma :).


Lars & The Real Girl - Craig Gillespie (2007)




Güzel, çok tatlı bir film. Lakin eksikleri çok. Derinlik katamamışlar. Çok iyi film olmasını engelleyen hikayedeki yüzeysellik. Onun dışında güzel fikir güzel film. Oturmuşlar demişler nasıl Ryan Gosling'i çirkinleştiririz; gıcık bir bıyık bıraktıralım, saçı uzasın ama taramasın. Huyu da garip olsun ama yok olmamış, başaramadınız :).

Lars abisinin ve eşinin yanındaki evde kalan içine kapanık, kendi halinde, insanlarla iletişimden uzak bir genç. Yengesinin (Hahaha Ryan Gosling'in yengesi evet :)), iş arkadaşının çabalarına rağmen bir türlü kimseye açılamayan bu naif çocuk bir gün abisi ve eşine yeni kız arkadaşını tanıştırmak istediğinde bu yeni kız arkadaş başta abisi ve eşi olmak üzere çevre halkı da biraz şaşırtacaktır :).

Canistan - Yusuf Atılgan




İncecik yarım kalmış bir roman. Atılgan seviyorum, bir kez daha anladım. Kütüphaneden iyi ki üç Türk yazar almışım çünkü bayadır okumuyordum yerli yazarlardan, onu da özlemişim. Aldığım tüm kitapları da sevdim. Puslu Kıtalar Atlası yorumum da burada, merak edenlere.

Duruşma, yargıç, sanık ve tanık adlı 4 bölümden oluşması planlanan ama son bölümü bitmeden vefat eden Atılgan'ın bu kitabının ilk üç bölümü çok etkileyici. Kalp kırgınlığı ve onun sonucunda Milli Mücadele zamanlarında meydana gelen olaylar dizisi. Atılgan'ın bu kadar az eser vermesi çok yazık lakin bu kadar güzel olmasını da buna borçluyuzdur belki de :/.


Stranger than Paradise - Jim Jarmusch (1984)




Yine bir Jim Jarmusch yine ben. Yine Jim Jarmusch yine siyah beyaz. Yine siyah beyaz yine John Lurie. Yine John Lurie yine güzel müzikler. Yine güzel müzikler ve yine güzel bir film. Yine güzel bir filmve yine Jim Jarmusch. Se-vi-yo-rum. Çokk güzel. Çok sade. Çok anlamlı. Çok hoş. Jim Jarmusch lütfen bir gün siyah beyaz kareli bir masada buluşup kahvelerimizi söyleyip çiçeklerimizi gösterelim. Derin sohbete dalmışken Iggy Pop ile Waits arada gelsin bizi bölsün. John Lurie arasın. İki sohbetin belini kırıp bu olmadı mutlaka tekrar görüşelim diye sözleşelim. Canımsın <3.

Sizler neler atıştırdınız sormayalı, bir iki yorumunuzu alırım :). Çekiliş var burada katılmak istersen, anket var sağ üstte seçmek istersen, hatırlatayım :). Sanatla kalın :).
Devamını Oku »

25 Temmuz 2017 Salı

Kütüphane Günlükleri

Sonunda gittim. Kaydımı yaptırdım ve sınır olan üç kitabı aldım :).

Lakin önce belirtmem gereken şeyler var, onlardan biri telefonum servise gitti büyük ihtimal uzun süre eski telefonumla haşır neşir olacağım ki bu da demektir ki telefonun icat amacına uygun yaşayacağım. Yani şöyle; mesaj çekebilir, arayabilir hafıza kartı olmadığı için fotoğraf çekemez, Instagram'a bağlanamaz ama gmail açık olur :). O yüzden maalesef Instagram'da pek aktif olamayacağım günler başladı aynı zamanda fotoğraf çekemeyeceğim günler de. Dua edelim de çabuk yapılsın telefon ya da elime fotoğraf çekebilen bir telefon geçsin. Bu fotoğrafı nasıl çektiğimi sorarsanız da kardeşim iyi ki var derim :).

İkinci olarak evet sonunda gittim kütüphaneye. Çok istiyordum ve kitap arattırdım buldum hatta daha fazlasını buldum. Beş kitap seçtim ama üç kitap sınırıyla çıktım. Bunlar bitsin göz koyduklarım bile var yani. Hem de bedava. Kayıt ücreti bile yok :).

İşte bunlar da aldıklarım :);




Kütüphane çok kalabalıktı. Lise öğrencileri yazık bu yaz sıcağında klimalı yer bulunca çökmüşler ders çalışıyorlar harıl harıl :(. O kadar güzel hayal dünyaları barındıran kitapların arasında o test kitaplarının arasında sıkışıp kalmışlar. Çalışsınlar tabi ama böyle güzel bir yaz gününde tatilde o kadar genci açık alanda zaman geçirirken değil de kapalı alanda birbirinden bağımsız kopuk endişeli yüzlerle ders çalıştıklarını görünce üzüldüm :(. Ahh şu sınav sistemi, neyse.

Yalnız güzel bir yaz günü dedim de insan olarak çıkıp pancar olarak döndüğümü söylemiş miydim :). Bizim burada pancar dışında güzel bir ifade var da söylemeyeyim şimdi :). Gerçekten çok sıcaktı ve şu Antalya'da başıma işler geldi dedim ya, kırk yılda bir denize gittim, bronzlaştım diye sevinemeyip güneş alerjisi oldum, yüzüm gözüm Hermonie'nin Harry Potter'a tanınmasın diye yaptığı büyü çarpmışa döndüm. Ahanda böyle;



Sabah bir kalktım abartmıyorum böyleydim. Aynaya baktığımda kendimi değil Harry Potter'ı gördüm. Sonunda Potterhead oldum ama ne bileyim Hogwarts'daki mutlu Harry de olabilirdim Felix Felicis içen ama muggle hayatımda neyim ki Potter dünyasında ne olayım. Çok da şe yapmamak lazım. Sonra işte acile gittik, bayramdı da, serum takıldı daha da şişip ölmeyeyim diye, nefes alamayabilirmişim daha da şişerse. Şanssızlıkta bir kez daha level atlamanın haklı gururuyla sıradaki olayımı bekledim akan damla damla serumda. Şimdi bugün güzel kızardım yarına yine böyle uyanmam umarım ya da hiç uyanmam bilmiyorum, tehlikeli güneş alerjisi dikkat edin :(.

Ben kütüphane anlatıyordum nelere geldim. Laf lafı açtı resmen. Şu aşağıdaki başlık da tam benlik çekirge gibi sıçramalarıma devam edersek :). Sadece gece değil günlük hayatta ve anlaşılan yazılarımda da böyleyim :).



Bu arada şu aralar Puslu Kıtalar Atlası ankette önde konumuza dönersek ve son beş gün. İtirazınız var ise oylamaya sağ üst köşede bekleriz. Kararsız kalırsanız birden fazla oy kullanabiliyorsunuz hatırlatayım :).

Kitap önde ya ben de önce kütüphaneye bakayım zaten çoktandır gitmek istiyorum, bahanem olur diye gittim ve kitabı buldum. Çokkk sevindim :). Hatta o kadar güzel kitaplar buldum ki ikisini bıraktım bu üçüyle çıktım. Hangi kitap kazanırsa kazansın zaten bir ara hepsini alıp okumak istiyorum, beş gün sonunda bu kitap kazanmasa da yine de benim için bu liste güzel bir okuma listesi oldu. Diğer kitaplar için de aynı şey geçerli. Onları da kütüphane de araştırmalarım devam edecek olmadı alırım artık :), çünkü önerilerinizin hepsini okumak istiyorum.

Sevgi Soysal'ın Tante Rosa'sına bayılırım ve Tutkulu Perçem/Hoşgeldin Ölüm'ü de okuyup sevmiş biri olarak İletişim'in çok az indirim yaptığını düşünürsek bu çokk okumak istediğim kitabını görünce hemen kaptım. Valla kütüphane güzel şey :).

Yusuf Atılgan'ın iki romanını okuyup sevdim hatta birini çok sevdim bu yarım kalmış romanı görüp arka yazısını da okuyunca alayım bir günde biter zaten dedim.

Kitapları teslim tarihi 9 Ağustos ve bu durum bana iyi gelecek diye düşünüyorum, son tarih olması kısıtlayıcı olsa da okuma hızını arttırabilecek bir şey o yüzden bu da hoşuma gitti :). Sonuç olarak memnun olarak ayrıldım. Herkese tavsiye ediyorum. KÜTÜPHANELERE GİDİN!
Devamını Oku »

3 Nisan 2016 Pazar

Hikayeler #1

Merhabalar :). Uzun zamandır aklımda olan bir listeydi öykü kitapları listesi ama dünyanın en üşengeç insanı olmak, bu markayı korumak bilirsiniz ki öyle kolay olmuyor. O yüzden bugünlere kaldı. Bu listenin tek kalmasını istemediğim için orada vol1 yazısını görüyorsunuz. Benim sanırım en sevdiğim edebi tür öykü. Meşakkatli bir iştir, her yiğidin harcı da değildir öykü yazmak. Kısa deyip geçmemek lazım. Şimdilik yedi tane kitap önerisi yapacağım ama mutlaka devamı gelecektir. Hem yedi kitap benim beğendiğim öyküler için yetmez hem de yenilerini okudukça bu liste gelişecektir. Sizin de beğendikleriniz varsa yorum yapın, beraber okuyalım :). Ahh!! Tabi ki, fon müziksiz asla :).
(Bir güncelleme yaptım ve daha önce hazırladığım yol şarkıları listemi size fon müziği olarak koydum, keyif alın :))




1. Ömer Seyfettin - Yüksek Ökçeler


Ömer Seyfettin'in en sevdiğim kitabıdır herhalde. Bir kez okulda daha sonra kardeşimin eve okumak için getirip elinden alıp bir kez daha okumamla iki kez okudum kitabı. Getirin yine okurum. Aslında bu kitabı koyma sebebim iki öyküsüdür. Lokanta Esrarı ve Yüksek ökçeler Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını kanıtlayan bu öyküler nedense hep hoşuma gitmiştir :).

2. Yalçın Tosun - Anne, Baba ve Diğer Ölümlü Şeyler/ Peruk Gibi Hüzünlü


Zaten daha önce de Yalçın Tosun Sevmek adlı yazımda alıntılarıyla anlatmaya çalıştım. Son kitabı da dahil Tosun'un bütün kitaplarını, tarzını sevsem de bu iki kitabı ayrı seviyorum ama hepsi çok güzel alın okuyun :).

3. Ahmet Ümit - Aşk Köpekliktir


İlk Ahmet Ümit kitabım, polisiyeyi çok sevmeme rağmen yazarın bu kitabıyla başlamam da işin komik yanı. İyi ki başlamışım çünkü çok kısa bir sürede okudum. Akıcı ve çok güzeldi. Hala aklımda kalan, beni etkileyen öyküler vardı içinde. Ben baya olumsuz yorum da okudum kitap hakkında ama ben baya beğendim. 

4. Sevgi Soysal - Tante Rosa


Yani ne desem ne yazsam boş, çok ama çok güzeldi. Roman olarak geçiyor sanırım ama on dört kısa hikayenin birbirine bağlanmasıyla oluşan bir kitap o yüzden bu listede de olmasını istedim. Kısacık bir zamanda bitirdim elimden bırakamadım. Sanırım övmekten başka pek bir şey yazamayacağım o yüzden siz en iyisi alın okuyun.

5. Ahmet Büke - Çiğdem Külahı/ Kumrunun Gördüğü


Ahmet Büke çok ödüllü öykü yazarlarından :). Kendisinin "Rüzgarın Hatıraları" filminin senaryosunda da imzası var, oradan da hatırlayanınız olabilir izlediyseniz. İtiraf ediyorum kitaplarını D&R Can Yayınları kampanyası sırasında aldım :). Ama iyi ki almışım çünkü bu iki kitapta hemencecik bitti. Bir kitabı daha var elimde hala okumadığım o da sırasını bekliyor. Bu kitaplara gelecek olursak deniz tuzunun tadını alabileceğiniz çoğunlukla Ege'de geçen hikayeler. Şu an kitaplar yanımda olmadığı için hangisindeydi hatırlamıyorum ama bir hikayesi var ki tam kısa filmlik. Öyle ki hayallerimden biri o öyküyü kısa filme çekmek. Yani diyorum ki okuyun, okutturun mutlaka şans verin bu yazara :).

6. Yusuf Atılgan - Bütün Öyküleri


Aylak Adam'ın yazarı Yusuf Atılgan'dan bu öyküleri okumanızı tavsiye ediyorum. Eminim "Aylak Adam'ı" severler bu öyküleri de çok sevecektir. Zaten kısacık olan bu kitabı hemen tüketeceksiniz. 

7. Mine Söğüt - Deli Kadın Hikayeleri


Mine Söğüt benim çok çok sevdiğim bir yazar. "Beş Sevim Apartmanı"'da en sevdiğim kitabıdır. O roman diye geçiyor ama içinde (yanlış hatırlamıyorsam sayısı ondu) on kısa hikayeden oluşuyor da diyebiliriz. Bu kitabıda da çok güzel ve rahatsız edici :). Genel olarak kitaplarında rahatsız edicilik vardır ve kolay okunamayabilir. Bu arada madem burası şahsıma münhasır bir blog bir anımı da paylaşmak isterim :).

Mine Söğüt'ün geçmiş yıllarda burada hem söyleşi hem de imza günü oldu ben de aldım elime kitabını gittim koşa koşa :). Güzel bir söyleşiydi ve "Deli Kadın Hikayeleri" kitabıyla alakalı söylediği sözler hala aklımdadır. Eksik veya yanlışım varsa şimdiden affetsin :). Biliyorsunuz ki bu kitapta yazarın eşinin resimleri yer alır her hikayede ve sanki hikayeler için çizilmiştir o resimler. Bununla alakalı şöyle bir şey söylemişti. Planlı olarak o resimler bu hikayeler için çizilmedi. Birbirimizden habersiz aynı zamanlarda; o resimleri çizdi, ben bu hikayeleri yazdım ve o kadar uyumlu oldu ki aslında dertlerimizin, düşüncelerimizin ne kadar aynı olduğunu anladık.

Evet sevgili okur, işin özü bu :). Umarım sizin de aynı dertleri, mutlulukları, heyecanları paylaştığınız insanlar karşınıza çıkar da böyle mutlu olursunuz hep deyip güzel bir mesajla da bu yazıyı bitiriyorum, kendinize iyi bakın ve sevgiyle kalın :).

Devamını Oku »