22 Mayıs 2017 Pazartesi

Atıştırmalık #16 (Ortalama Film ve Kitaplar)

Anarşist Bir Film Teorisi - Nathan Jun




Kitap değil makale desek daha doğru olur. Üç bölümden oluşan küçücük bir kitap, fotoğrafa aldanmayın :). Şuradan okuyabilirsiniz, fuardan aldım. Son bölüm hariç pek beğenmedim, hatta son bölümü de pek beğendiğim söylenemez, fena değildi. Yüzeysel geldi bana. Öyle yani :).

One, Two, Three - Billy Wilder




Yine ne sevip ne sevmediğim bir film. Başrol oyuncusu harikaydı onu belirteyim de bir baştan. Genel anlamda güldüm mü evet çok mu hayır. benim için ortalarda, vasat diyebileceğim bir film. Sunset Bulvarı'ndan beri pek barışamadık yönetmenle bir de Some Like It Hot'ı severim onu şuradan okuyabilirsiniz. Garsoniyer'e de çok gülmedim buna da ama bu Garsoniyer'den bir tık daha komik olabilir. Yine de ne izleyin derim ne de izlemeyin :). Müziği çok güzeldi bir de :).

Birinci Kötü Adam - Miranda July





Goodreads'te 3 verdim ama tam üç buçuk olduğundan dörde elimin gitmediğinden :). Miranda July'nin filmlerini severim o yüzden kitabını da okumak istedim bence çok özel bir kadın. Eksantrik filmlerini tanımlamak için güzel bir kelime bence, kitabı da öyleydi. Bu kitapla Lena Dunham'ın kitabıyla internet alışverişimde beraber aldım ve sonradan fark ettim ki ikisi yakın arkadaş ve birbirlerinin kitapları hakkında yorum yapmışlar. Bir eyvah dedim eğer Dunham'ın kitabı gibiyse diye ama türleri bile farklı zaten. Ki Miranda July geçmişim var ve sevdiğim bir isim. Kitap da akıcı ve güzeldi. Lakin bazı yerler çok eksik, kesik kesikti. Başta o eksantriklik daha çok hissedilse sonradan kayboldu ve sonunda hiç tahmin edemediğim bir yere gitti kitap. Yine de kendini okutturdu hem de merakla. Bu kitapta ortalamanın bir üstü. July'nin diğer kitapları da umarım orijinal kapakla basılır buradan fuarlarda indirim yapmayan Everest'e sesleneyim :).

Genel anlamda vasat şeyler okuyup izlemişim bu yayında. Güzelleri sonraya sakladım, sırasıyla gelecek :). Siz neler atıştırıyorsunuz bu aralar? Bu kitapları okunuz mu, filmi izlediniz mi? Yorumlarınızı merakla bekliyorum :). Sanatla kalın <3.

30 ŞMO #17

17. Karaokede düet yapabileceğin bir şarkı.

Bu sorunun cevabı ilk okuduğumda aklıma gelen isimleri paylaştım. Şarkıyı ve söyleyenlerin sesini çok seviyorum. The National'ın solistinin zaten olağanüstü karizmatik bir sesi olduğunu düşünüyorum. St. Vincent'ın yorumuyla da muhteşem bir kombo olmuş. Ayrıca cover bir şarkı orijinali de güzel ama bu düet harika olmuş <3.


" We take our empthy hearts and fill them with broken things"


The National and St. Vincent - Sleep All Summer


Diğer meydan bükücüler <3

Sevgili Güllük #33 (Yeni Tema)




Merhabalar :). Uzun zamandır tekrardan temada beyaza dönmek istiyordum yaz da gelmişken gri gri içim karardı zaten bu nedenle ilk rengime döndüm. Turuncu çiçeklerle güneşi, sıcağı, taze meyveleri, bitkileri kısacası yazı bloga getirmek istedim bu sebeple Twitter'da da bir değişiklik oldu aşağıdan linkine bakabilirsiniz :). Bakmışken takip de ederseniz fena olmaz hani :).

https://twitter.com/onerimakinesi

Yaz blog ve benim için de önemli Haziran doğum günüm, Temmuz da blogun doğum günü şöyle ferah ferah yeni yaşlarımızı kutlayalım umuyorum. Güzel arkadaşlıklar, bol yazılarla gelsin yeni yaşı Öneri Makinesi'nin. Yine Makine'nin bir klasiği olan çekilişle taçlandıracağım bu yeni yaşı da bir aksilik olmazsa, takipte kalın :).

Sizce nasıl? Beğendiniz mi? Nasıl buldunuz? Enerjik? Ferah? Sıkıcı? Dinamik? Dikkat çekici? Klasik? Samimi? Başka? Yorumlarınızı merakla bekliyorum :).

21 Mayıs 2017 Pazar

30 ŞMO #16

Vay vay vay listeyi yarıladık ve diğer yarıya geçtik bile. Bir bakmışız bitmiş :).

16. Klasik müzikten çok sevdiğin bir şarkı.

Bu sorunun cevabı kesin ve net Eric Satie, hatta dün fuardan önce oturup kahve içerken bu bestesi çalıyordu yok artık dedim. Minimalist müziğini etkileyici ve dokunaklı buluyorum. Çok seviyorum aşağıdaki enim ama tüm Gymnopedie'ler ve Gnossienne'ler güzeldir :).


Eric Satie - Gymnopedies 1



Diğer Meydan Bükücüler <3

Ruhuna Renk Kat K
Ruhuna Renk Kat N
Mürekkeple Hayaller
Momentos 
Benim Blokum Bu
Haykırarak Yazıyorum
Okuyan Muggle

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Hatay Kitap Fuarı #2


Hatay Kitap Fuarı #1


Merhabalar :). Yine bir fuar yazısıyla karşınızdayım ve yine sıcağı sıcağına :). İlki için üstteki mor yazıya tıklamanız yeterli :). Yarın SON GÜN bir hatırlatayım ve sohbetimizi başlatalım. Bu sefer gerçekten vurgun yaptım diyebilirim :). Yine dayanamayıp aldım da aldım resmen önünü alamadım :). Hele bir de son günden bir gün önce olunca aklımda kalmasın diye yine aldım :). Özetle aldım yani :). Bu sefer o kadar kalabalıktı ki çok mutlu oldum. İlk hafta boş geçiren fuar görevlileri umarım bu talepten memnun kalırlar ve seneye tekrar gelirler ama aşağıda dedikodu yapacağım zaten konuşuruz :). Yine de çok mutluyum, bu kalabalığı gördüğüm için :).


İlk durağımız sahaflardı çünkü onlar değerli <3. Bu sefer 4 sahafı da gezdim, birinde bir kitap buldum fiyatta anlaşamadık, birinden önceki yazımda da bahsettim o zaman kitap aldım ama bu sefer almadım. Lakin geriye kalan iki sahaftan güzel alışverişler yaptım. Kitapların toplu fotoğrafını çektim ama içlerinde kardeşiminkiler de var lakin onlara da göz koydum, okurum büyük ihtimalle :). İlk alışveriş yaptığım sahaftan kardeşim ikinci el bir kitap alırken ben indirimli metis gördüm ve üç yeni kitap aldım. Kibrit Sahaf'ın sahibi Ali bey çok kibar, ilgili aynı zamanda bilgili biri. İstanbul'da Beyoğlu'nda yeri varmış. Belki gitmişsinizdir bile. Bir bakın çok güzel ikinci el temiz kitaplar var aynı zamanda yeni kitapları da indirimli bulabilirsiniz. Bir de bilimkurgu serileri var, Metis ve Baskan'dan ilgililer bilir değerlidir. Kendisine memnun olup olmadığını ve yine gelip gelmeyeceğini sordum ve diğer sahaflardan biri düşüneceğim diğeri büyük ihtimalle hayır dediği halde kendisi istiyorum diyerek zaten kalbimi kazandı :). Eğer seneye olursa en azından bu güzel sahafın gelmesini bekleyebiliriz :). Siz eğer İstanbul'daysanız da yerine bir uğrayın derim :).


Bir diğer sahaf alışverişimde bu iki güzel kitabı çok güzel bir fiyata satın aldım ve Susan Sontag'ın ikinci elini bulduğum için ayrıca şanslı sayıyorum kendimi. Gelecek sefere düşünmediğini söyleyen sahaf abimizin yeriydi burası ama maalesef sahafın adına bakmayı da fotoğraf çekmeyi de unuttum artık ne kadar üzüldüysem gelmeyi düşünmüyorum deyince :(. Yine de listeden adına bakabilirsiniz, İstanbul'daysanız oraya da uğrayın çünkü çok güzel kitaplar var özellikle metis bilim kurguları ilgimi çekti lakin bakmakla yetindim :)



Yayınevlerinden 6:45 yine gittiklerimden oldu. Daha önce aldığım yazarın kitabını okuyup beğenince ki bloga da yazacağım, iki kitabını daha aldım bir de Junky'i. Yazarı merak ettiğimden stant görevlileri de ilk bunu önerdiğinden Burroughs'a bu kitapla giriş yapayım dedim. Zaten Beat kuşağını severim, bunu da sevmeyi planlıyorum :).




Daha önce de bahsettiğim ve fotoğrafını çekmeyi unuttuğum Parodi Yayınları'ndan iki kitap aldık. Biri kara mizah diğeri distopik bir seri önceki yazımda bahsettiğim seriydi :). Sadece ilk kitabını aldık sevmezsek devam etmeyiz belki diye :). Yayınevi fuarın en çok indirim yapan stantlardandı. Her kitap 10 lira ve bu tarz kitap severler bir baksın, ben de bu kitapların yorumlarını okuduktan sonra paylaşırım daha çok tanımak amaçlı yayınevini. En güzel stantlardan biriydi ben baya sevdim.



Bir de Pegasus'tan filmini çok sevdiğim Ben, Earl ve Ölen Kız'ın kitabını aldık. %30 indirim vardı fena değil. Umarım film kadar güzel bir kitap okuruz.

Aylak Adam'a bir kez daha gitmek isterdim ama unuttum karmaşadan :). Şimdi iyi ki unutmuşum diyorum :), malumunuz baya kitap aldım. Diğer büyük yayınevlerinden zaten bahsettim, bir daha anlatmak istemiyorum, şuradan okuyabilirsiniz.



Bunun dışında güzel bir fuardı özellikle bugünkü kalabalıkla. Tekrardan hatırlatayım yarın SON. Bugün gidip yazıyı hemen yayınlamamın sebebi de bir kişiye bile ulaşsam kardır. Umarım seversiniz.

Bir de bu ilk fuarda bizi yalnız bırakmayan ve gelen tüm yazarlara teşekkür etmek istiyorum, çok iyisiniz. Umarım daha nice nice fuarlar olur ve ben de güzel anılarımı yazarım <3.

30 ŞMO #15

15. Yeniden yorumlanan (cover) bir şarkı

Geldik en kazık sorulardan birine, bir sürü var ya az buz değil seçim çok zor olacak, daha önce soundcloudda bir kısmını paylaştığım bir liste var buradan bakabilirsiniz. Buraya hangi şarkıyı seçsem ki çok zor. Biraz daha az bilinen seçeyim. Türkiye'ye benim şahsen tanıttığım bir grup olan Hurts'ten gelsin Her ne kadar Türkiye'ye geldiklerinde bu emeklerimin karşılığını vip biletle + kulis ile alamasam da yine de güzel grup, severiz. Yine de çok fazla güzel cover yapan var ya hele ki Türkçe müzikte, içime sinmiyor aralarından seçip bir tanesini paylaşmak neyse olduğu kadar :/.

"I'm only gonna let you kill me once"


30 ŞMO #14

14. Düğününde çalmasını istediğin şarkı.

Bizim şarkımız assdfdfdf :). Hahaha soruya bak cevabı al. Yok yok, evlenir miyim evlenirsem düğünüm olur mu olursa ne çalar bilmiyorum ama ne istemediğimi biliyorum. O dönemin favori, en çok çalınan hatta her düğünde çalınmazsa düğünün olmayacağı sevimsiz şarkılar (Bağdat, Ferhat Göçer, Mustafa Ceceli, ya da buna benzer klasik çalınan İngilizce şarkılar gibi) çalmasını birinci elden önleyeceğim şarkılar olmaz ve öyle bir durumda çıkmam zaten gelinsiz devam eder düğün :) (biraz daha büyük konuşayım da ne istemesem başıma gelsin :)).

Biraz daha özel olması için uğraşırdım. Yazarken de bir yandan karar verdim hem alışılmamış, hem orijinal betimlemelere sahip hem de sözleri çok ama çok güzel olan amacına da uygun olduğunu düşündüğüm alışılmadık orijinal bir şarkıyı seçtim. Herkes sevmez ama anlayan anladı :). Zaten benim gibi biri ancak iki insanın hayatını birleştirip sonsuza kadar mutlu olmayı dileyeceği bir günde ölmenin bahsini açardı :):). Yine de şarkı birliktelikteki sonsuzluğu simgeliyor ve anlatıyor. Bir de sisteme karşı gelmeyip unofficial olarak bir ek daha paylaşacağım zira o daha beklenilen ama sevdiğim bir şarkı :). Yine de ilki çıkış şarkısı :):).


"Baby your love is bigger than a football field
Sometimes we win but sometimes we lose our dreams
But I always wear the colors of your team
I'm the hooligan of your heart
.......
I hope we die at the exact same time"





Resmi olmayan alışıldık romantik bir şarkı ama güzel :) BURADA

18 Mayıs 2017 Perşembe

30 ŞMO #13

13. 80'lerden favorin olan bir şarkı

Dönem müziklerini severim. Seksenlerde de yine güzel gruplar, efsane, ölümsüz şarkılar çıkmıştır. Yine de bu başlığı gördüğümde aklıma gelen ilk ismi ve dönemin bize en güzel hediyelerinden Depeche Mode'un bir şarkısını sizlerle paylaşmak isterim. Çok ama çok sevdiğim bir grup. Seksenlerde çıkış yaptılar ve bugüne kadar geldiler. Böyle ayrılmayan ve hala güzel müzik yapan gruplara hayranım, herkese nasip olmuyor böylesi ama efsane de kolay olunmuyor. DM de bunu başaran nadir gruplardan.

Dave Gahan'a da ayrıca bayılırım, sesi çok özel ve + karizmatik :). Onların birçok sevdiğim şarkısı var ama mesajı da güzel olan bir şarkıyla bu soruyu da cevaplandıralım :).

Şurada da çok sevdiğim zamanında reklam müziği olan bir versiyonu var ayrıca güzel <3.

"I can't understand what makes a man hate another man,
Help me understand"



Bugün Chris Cornell vefat etmiş, çok üzüldüm. RIP Chris, seni seviyoruz <3.

Diğer Meydan Bükücüler <3

Belle'nin Kütüphanesi
Okuyan Muggle
Mürekkeple Hayaller
Benim Blokum Bu

17 Mayıs 2017 Çarşamba

30 ŞMO #12

12. Gençliğinden (ergenliğinden) bir şarkı.

O dönemler dinlediğim grupları bir özet geçeyim de o arada düşüneyim seçme de kolay olsun :). Linkin Park, Evanescence, Placebo, HIM, Lacuna Coil, Flyleaf ilk aklıma gelenler,  Şimdi baktım da hiçbiri neredeyse yok şu an, nasıl bir dönemden geldiysem hiç kalıcı olmamışlar hahahaha :). Gothic gruplar dinliyormuşum bir de hafif asilik var ama metali o zaman da kafam çok kaldırmıyor bir iki şarkı, indie'nin yolunu o zamandan yapmışım. Bir de punk da etkiliydi, hatırlıyorum az çok dinliyordum. Bir de emolar vardı off ya nasıl bir dönemdi o, kıyafetleri falan filan bir onları sevmezdim herhalde. Metal de baya revaçtaydı, rap rock da onlardan da birkaç sevdiğim vardı işte. Rock her zaman kalbimizde zaten, bugünlere geldik :). Yine iyi gelmişim yani, neler atlatmışız ya yazdıkça geliyor aklıma :):). Türkçe müzik ayrı bir olaydı yeri gelirse onu ayrıca anlatmak isterim :).

Şimdi yazarken o gruptan o gruba geçiyorum da büyük nostalji yaşadım, ne günlerdi ya offf... Forumlar falan vardı Flyleaf'in de vardı, çok iyi hatırlıyorum, orada üye falandım :). Birkaç üye olup yorum yaptığım forumlardan biriydi sonra solisti değişti falan tutunamadı ama baya severdim (şimdi dinliyorum sözler kalmış aklımda, hala hatırlıyorum :'( <3), LP'a göz kırpıp Evanescance'dan paylaşacakken öyle karar verdim şu an, hadi bakalım :). Özlemişim de biraz, bakalım aranızda bilenler var mı :).

"I'm so sick infected with where I live
Let me live without this"



Diğer Meydan Okuyucular

Mürekkeple Hayaller
Haykırarak Yazıyorum
Beyda'nın Kitaplığı
Belle'nin Kütüphanesi

16 Mayıs 2017 Salı

Petrol Değil Toprak (İklim Krizi Döneminde Çevresel Adalet) - Vandana Shiva

Sinek Sekiz yayınevinin kitaplarına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Malumunuz daha önce bir kitaplarını yine okuyup yazdım şurada, burada da okumak istediğim kitaplarından (yani hepsinden) bahsettim. Bu kitaba gelirsek genel anlamda bazen bazı şeyleri birçok kez tekrarlaması ve bir iki bölümü yüzeysel geçmesi dışında kitabı sevdim. Kapaklarına yayınevinin bayılıyorum zaten, bu da çok güzel. Biliyorsunuz ki kitaplarda geri dönüştürülemeyen hiçbir madde kullanılmıyor.


Sinek Sekiz'in bu kitabı yine bizlere iklim, gıda ve enerji yani petrol krizinin ne kadar yakın olduğunu ve aynı müsrif alışkanlıklarımıza devam edersek ne gibi sonuçlarla karşılaşağımızdan ve ne yapmamız gerektiğinden bahseden bir kitap. İklim değişiklikleri, küresel ısınma, endüstriyel gübreler, gıdadan yakıt üretimi, araba üretimi ve kullanımı, ambalajlı ürün tüketimi, hatta genel olarak tüketim kitapta bahsedilen konulardan bazıları. Genelde Hindistan'dan örnek verilerek kitap işlense de birçok farklı yerden istatistik okuma şansımız da var. 

İklim, gıda ve enerji aslında hepsi birbirine bağlı birbirini etkileyen üç konu. Petrolün tepe noktasına ulaşmasını öngören istatistik ve çeşitli verilere dayanarak çok da fazla zamanımızın kalmadığı ve petrol olmadığı zaman ne yapabileceğimiz hatta o noktaya gelmeden iklimimizi, soluduğumuz hava ve elde ettiğimiz gıdanın nasıl ve ne şekilde korumamız gerektiğini ekolojik yaşam, toprak üzerinden anlatan bir kitap. Küçük bir denklem yapalım daha iyi anlamak için; bir traktörün çalışması için enerjiye ihtiyacın var, bu enerjiyi de petrol olarak adlandıralım; fakat zaman gelecek petrol zor bulunacak hatta belki hiç. Şirketlerin de, araba satıp para kazanmak için senin araba kullanmana ihtiyacı var lakin petrol yok ya da pahalı, o yüzden bu para kaynağı kesilmesin diye bilimi, belki de hükümetleri kullanarak yeni alternatifler üretiyor. Bu alternatifler için yerel çiftliklerin topraklarını şirketler almak istiyor, doğal alanlar bu uğurda yer açmak için kesilip biçiliyor, gıdadan önce yakıt ihtiyacını karşılamak gelince de sadece yakıt üretilebilecek gıdalar üretiliyor. Gıda seçeneği azalırken, ormanlar, verimli topraklar da monokültüre yani tek tip gıda üretimine odaklandığı için gıda krizine yol açıyor. Ormanlar, verimli topraklar gider, yerine çalışan arabalar gelince temiz hava azalıyor, iklim değişiyor. Doğanın dengesiyle oynanıyor ve kötü havayı emen ağaç ya da toprak kalmıyor. İklim krizi, küresel ısınma kaçınılmaz oluyor. Senin arabanın çalışması için, gıdan ve temiz hava hakkın engelleniyor ve toprakların elinden alındığı gibi yoksul yine yoksul kalıp şirketler bu sonuçları düşünmeden parasına para katıyor. Tabi yakıt alternatifinden biri bu, diğer getirilen alternatifler de bundan daha az zararlı değil çevreye. Araçlara yol yapmak için katledilen ormanlar, ağaçlar da cabası.



İşte yazarın isyan ettiği nokta burası; petrol için bu kadar yıkıma gerek yok, onsuz da yaşayabiliriz hatta daha güzel yaşarız. Toprak bir ister beş verir. Kötü havayı azaltır, birçok doğal afeti önlerken, aynı zamanda sana çok çeşitli yani biyoçeşitliliği yüksek besin imkanı sağlar. Doğayla savaş halinde değil onunla beraber çalıştığında, insan veya hayvan gücü kullanarak toprağın daha verimli olmasını sağlarsın, ne çevreye ne de insanlığa zarar verirsin. Yazar işte bu yüzden de sürekli yerelliği savunuyor. Tüketimden veya hazır gıda yerine üretimi destekliyor. Gıdaları daha verimli yapmak için bilime gerek olmadığını çünkü zaten çeşitli bitkileri yetiştirdiğinizde hem daha sağlıklı hem daha lezzetli hem de daha bereketli olduğunu vurguluyor. Eğer yakıt için veya satmak için tek tür bitki üretilirse birçok açıdan çevremize ve bize zarar vereceğini söylüyor.

Aslında birkaç konuda aklıma takılan yer oldu, onlardan biri; GDO'lu ürünler. Bu konu hakkında detaya inilmemiş ve ben bu konuda bir sunum izledikten sonra bazı düşüncelerim sorgulandı. Bu kitapta o konuların cevabını bulmak isterdim ama bu konunun üzerinde pek durulmamış. GDO'nun yararlı ya da gerekli olduğunu düşündüğümden değil ama bazı şeylerin netlik kazanmasını isterdim belki başka kaynaklarda :). Bir de hayvanlar ile alakalı bir konuda tam olarak aydınlanamadım :).

Genel olarak bu üçlü kriz; gıda, iklim ve enerji üzerinden anlatılan bu kitabı şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum. İlk başlarda fazlaca veri, rakam veya istatistik olsa da daha sonra petrol yerine neden toprak dediğini anlatan güzel makaleler var. Hepsi de verilere dayalı. Etkileyici, hatta çarpıcı bir kitap. Bugüne kadar belki de gıdanızın nereden geldiğini hiç düşünmediniz ya da trafikten arabalardan ve egzozdan şikayet ettiniz ama bir eylemde bulumadınuz. Bu kitaptan sonra bunların nedenleri hakkında daha da düşünme belki de bir adım atma isteği duyacaksınız. Endüstriyelleşme, gelişme ve ilerleme adı altında nasıl bazı şeylerin geri dönüştürülemez şekilde yok edildiğini okumak kolay olmayacaktır lakin bu kitap nasıl bunlara engel olabileceğiniz için size fırsat sunabilir; ufak bir değişiklik olsa bile.

Her zamanki gibi altını çizmediği yer kalmadı gibi; bu yüzden ben de bazılarını paylaşacağım.

Alıntılardan Bazıları;

"Daha önceleri büyük çaplı savaşlar, sömürgeci genişleme ve kölelik sonucu insanın kendi kendini perişan edip yıktığına şahit olduk. Fakat insanlığın bir kesiminin hareketlerinin bütün insan türünün varlığını tehdit ettiğine bugüne kadar hiç görmemiştik."

" Önerdikleri, nükleer enerji ve endüstriyel biyoyakıt gibi sürdürülemez enerji seçeneklerinin teşvik edilmesi, karbon "dengeleme", kirlilik ticaret ve pazarları ile umarsız teknolojik maceraperestlikten başka bir şey olmayan fikirler, örneğin gökyüzüne reflektör, okyanusa da metal dolgular yerleştirmek gibi karbondioksit miktarını azaltalım derken ekolojik süreçlere daha da zarar verecek projelerdir."

"Yenilenemez enerjiyle çalışan makineler yenilenebilir insan ve hayvan enerjisinin yerini alınca, atmosferin karbon dengesi bozulmaya başladı."

"Arabalar insanları yutuyor. ...... Arabalar toprağı ve ekosistemleri yutuyor. Atmosfer fosil yakıt emisyonlarınca yutuluyor."

"İnsanlar arabalara kurban edilir; onların geçim kaynaklarının, topraklarının ve soludukları havanın yok edilmesinde bir sakınca yoktur."

"Önümüzdeki üçlü kriz. yani iklim değişikliği, petrol arzının tepe noktasına ulaşılması ve gıda-tarım krizi, değişmemizi ve petrol ötesi bir çağa geçiş yapmamızı zorunlu kılıyor."